Distopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Distopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2025 Salı

Yıldıza Dokunmak//Sezin Karameşe Kitap Yorumu^^

 Selamlar^^
2024 yılında okuyup, 2025 yılında yorumunu yaptığım kitapla geldim. Bu sene hedeflerimden biri blogda bolca yazı yazmak ama şu gün olmuş daha yeni yorum yazıyorum iyi mi? Hatta kitap yorumu yazıyorum, Allah bilir ne zaman düzenleyip yayımlayacağım. :D
Kitabımızın ilk duyurusu yapılınca yazarın hazırladığı videoya denk geldim. O kadar iyiydi ki, yani o süreç, planlar falan hayran kaldım. Sonra yazar kitaba şarkı yazıldığından bahsetti, daha da güzelleşti, merak ettim kitabı.
Geldikten biraz sonra okudum ve kitabın akıcılığına hayran kaldım ama ondan önce konusu çok iyiydi.



Bir sabah hafızanızda büyük bir boşlukla uyandığınızı hayal edin…
Ece için hayat artık geri dönülmez bir yolculuğa dönüşmüştür. Onun için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Anımsadığı tek şey annesidir. Anıları silinmiş, annesinin izleri sonsuz karanlıkta kaybolmuştur. Ece, annesinin izini sürerken kendini zamanın gölgeli geçitlerinde ve karanlık sırlarla dolu bir kaçışın içinde bulur. Bu süre içerisinde tek güvendiği ve destekçisi olan sevgilisi Çağatay’dır. Giderek büyüyen sırrın derinliklerinde ikisi birden kaybolmak üzeredir. Gerçekliğin ve yaşamın sınırlarında yaşanan bu yolculukta aşk ve tehlike iç içedir.
Sezin Karameşe yeni romanı Yıldıza Dokunmak ile okuru, kayıp anılarla imkânsız seçimlerin yer aldığı ve aşkın sınandığı bir serüvene davet ediyor. Hayal ve gerçek, yin-yang misali bir bütünlüğe kavuşuyor.
Geçmişin Gölgelerinden Kaçmak Mümkün Müydü?
Gerçek Dün Müydü, Bugün Müydü?


Ece 2024 yılındayken başarılı bir yasal bir hackerdır. O gün mülakat için gittiği şirketin biraz daha arip olduğunu fark eder ama çokta üstünde durmaz. Zaman sonra birkaç kişiyle bindiği asansörü bilerek durduran adam ve onun saçmaladığı söylemleriyle başbaşa kalırlar. Duyduklarına saçmalık diyen Ece bir şekilde kaçar oradan. O günden sonran ise sürekli bir kaçmak zorundadır.
2012 yılından Ece ise bir sabah uyandığında annesi gideli iki ay olmuştur ve yaşadığı hayat farklıdır. Arkadaşları, sevgilisi, izledikleri hatta okudukları, hobileride.
O günden sonra zorlu süreçler yaşasada bir şekilde adapte olur ama en çok yardımcısı unuttuğu hayatındaki sevgilisi Çağatay’dır.
Ece’nin yerinde kimse olmak istemezdi, en çok gerçekleri öğrendiğinden. O kısımları öğrenirken ki çaresizliğine çok üzüldüm. Yani yazarcağım bu nasıl bir kitap, karakter kadar bizde üzüldük.

Çağatay liseden beri tanıştığı sevgilisinin ve ilerde evleneceği kadının her zaman yanındadır. Gençliklerinden beri sevdiği kadının yanından olan Çağatay zor zamanlarında da hep onun yanından olacaktır ama gerçekler Ece kadar onuda şaşırtır ve hayatını değiştirmeye zorlar.
2012 yılını neden yazdığını kitabın devamından anlıyoruz, çünkü çiftimizin aşkı çok güzeldi ve aralarında yaşadıkları çok güzeldi. Zaten günümüzde neden bu kadar bağlı oldukların böylece anlamış oluyoruz.
O yüzden Çağatay seni çok sevdimm.


Tabii ki kötü karakterlerimiz vardı, hele en son çıkan bir karakter var ki tam dayaklıktı resmen. Onu okuyanlar anladı. Spoiler olarak yazmak istemiyorum ama yani Ece’ye o kadar büyük haksızlık yapıldı ki tam çıldırmalık resmen.
Bu yüzdendir o kısımları okurken kesinlikle ikinci kitabın gelmesi gerek dedim. Bu konu hakkından birazdan bahsedeceğim. :)
Diğer karakterlerden Ece’nin babasına şok oldum ama onunda mevzusu başkaymış.
Ve bir tane adam vardı, ona neden bir şey olmadı aklım almıyor. Artık ikinci kitapta öğrenecek gibiyiz, bakalım.


Kitabın akıcılığı, konusu çok güzeldi. Konuya çok değinmek istemiyorum sürprizi kaçmasın diye. Normalde açık açık yazmak isterdim ama yok ya siz okuyun öyle öğrenin.
Kitaptaki tek sıkıntı kaçma mevzularının aşırı uzaması. Yani sürekli kaçması ve bu süreçte bir şeyin olmaması sıktı doğrusu. Yani ben şu kısımda bir şeyler olur derken yine kaçmaya devam ediyorlardı. Bunu uzatmasaydı daha da güzel olacaktı ama olsun yine konu gerçekten çok iyiydi.
Böyle kitapların bizde çıkması çok güzel, tabi üstünden daha çok durulmalı ama yine de bir başlangıç olduğu için inşallah böyle kitapları kendi yazarlarımızda okuruz. :)


Kitabın son sayfasını çevirip, olayların ne halde olduğunu öğrenip son yazısını görünce ulan ne oluyor dedim. Böyle bitmemeli, bitemez dedim. Ama bitmişti. Çok kızdım başka, ucu açık kitapları hiç sevmem ama yine de kendi kendimize neler olabileceğini düşünüp kendimizce son yazabilirdik. Yarındası gün instagram hesabımda kısa yorum yaparken yazarı etiketledim, o da sağ olsun cevap vermiş ve devamını yazdığını söylemiş. Çok sevindim, ben ve benim gibi okuyup bu nasıl son diyenler.
Eğer denk gelirseniz okuyun derim, hatta denk gelmeden alın ve okuyun. Ben çok sevdim, sevdiklerimide öneririm. :)



Kitaba Puanım 5/4^^





Alıntılar^^


Aslında sorun da biraz buradaydı. Ben hatırlamıyor değildim.
Yanlış hatırlıyordum.


*****


Zihnim beni hafızamın dağınık yapbozunun içine yerleştirmeye çalışıyordu ki bu kesinlikle benim hafızam değildi. Ama yine de içimden aferin kız sana Ece! diye geçirmeden de edemedim.


*****


Ne de olsa umut, <onlarca zorluğa rağmen insanlığın ilerlemesini sağlayan tek sessiz güçtü. 


*****

O bir yabancıya güvenmiyordu, bense kendi zihnime.


*****


Bilekliğindeki yıldız sembolüne bastı ve benimkini titreştirdi. "Buna her dokunduğunda, gökyüzünün bir parçasına dokunduğunu say."







Başka yorumlarımda görüşmek üzere^^
Sevgiyle kalın^^




Buralarda da varım^^



9 Ekim 2024 Çarşamba

Bin Parça Sen//Claudia Gray Kitap Yorumu^^

 Merhabalar^^
Geçen senelerde indirimde bir kutulu set almıştık, çok uyguna gelmişti ve kapakları falan çok güzeldi. O zaman ben değil de İkiz okumaya başladı ve eh işte dedi kitap için. Tek yorum yüzünden ne yazık ki hemen okumadım ama geçen günlerde okumam farklı bir kitap okumak isteyince gözüme çarptı. Dedim bir şans vereyim.
Konuyu okuduğum zaman dedim herhalde zaman yolculuğunu konu alıyor ama hiç öyle bir şey değilmiş. Tamam yine karakterlerimiz bir yerlere gidiyor ama bu sefer çok başka bir şey. :O



Marguerite Cane dâhi fizikçi ebeveynleri sayesinde bilimsel teorilerle büyümüştür. Ama hiçbiri, annesinin son icadı olan ve boyutlararası yolculuk yapmaya yarayan Ateşkuşu kadar şaşırtıcı değildir. 
Marguerite’in babası cinayete kurban gittiğinde tüm deliller tek kişiyi göstermektedir: Ebeveynlerinin gözde öğrencisi, sırlarla dolu Paul. Mükemmel cinayeti işlemiş gibi görünen genç adam, polis ona ulaşamadan başka bir boyuta kaçar. Ama Marguerite’i hesaba katmamıştır. Genç kız çeşitli boyutlarda Paul’ün peşine düşer. Babasının cinayetinin arkasında yatan gerçekler yavaş yavaş gün yüzüne çıkarken Marguerite yaşanan ihaneti tekrarlamaya mahkûm olur. 
Genç kız bambaşka yaşamlardan geçerken –Çarlık Rusyası’nda bir grandüşes, fütüristik Londra’da parti meraklısı bir yetim, okyanusun ortasındaki bir istasyonda yaşayan bir mülteci– tehlikeli olduğu kadar karşı konulmaz bir aşka kendini kaptıracaktır. 


Margu(İsmi uzun böyle yazıcam) babasının ani kaybından sonra suçlu olan, yıllardır yanlarından yaşayan Paul'un peşine düşer.
Anne ve babasının yaptığı Ateş Kuşuyla evrenler arası seyahatle Paul'ün nereye gittiği Öğrenen Margu her gittiğinden çok farklı Margu ile karşılaşır.
Tam olarak konuyu bilmediğiniz için anlaşılmıyor, onu birazdan bahsedeceğim.
Duyguları konusunda garip bir karakterdi, şimdi detay vermek istemiyorum ama yaşadıklarından sonra duygularının karışık olması normalken bazı şeyleri şak diye kabul etmesi garip. Baştan inanmasaydın bebişim. :D
Onun dışında cesur olması, açıkları bulması, zekası konusunda detaylardan sonra sırların ortaya çıkmasına yardım etmesi çok güzeldi. Güçlü bir karakter. :)


Diğer karakterlerimiz var ama onlardan bahsedersem spoiler olacak, o yüzden bu seferlik sadece tek bir karakterden bahsettim. Evrenler arası geçiş mevzusunu öğrendikten sonra kitabı daha çok sevmem peki. Şimdi nedir şu evrenlere geçiş, şimdi öğreniyoruz. :D
Şimdi kitaptaki olayı anlatayım, kitabın konusunda yaşadıkları dünyadan başka bir sürü evren var. Yani aynı anda başka ülkede, başka zamanda yaşayan insanlar var.
Mesela Londra'ya gittiği evrende teknoloji o kadar gelişmiş ki hologram görüşmeler yapılıyor hem de yüzükle. Öyle bir evrene gidiyor işte. Sonrasında Moskova'da prenses oluyor(Orada prensese başka bir şey diyorlar ama aklımda değil :D) ve teknoloji o kadar geri ki ulaşım doğru düzgün yok.
Evlenler arası beden değilde ruh taşınıyor gibi ama yaşadığı yerde bedenler ne oluyor onu anlamadım. Yani gittiği evrende kendi bedeniyle gitse diğer beden ne olacak?
Ya ben kaçırdım ya da yazar yazmamış. :D
Bilen varsa söylesin :D


İlk başta bu evren mevzusunu anlamadığım için zaman yolculuğu sandım, hatta hemen hologramlar, farklı yerler derken kafam daha da karıştı ama sonunda anladım ve anladığım zaman vay bee dedim. Tek yerde değil de birkaç yerlere gitmesi güzeldi, Devam kitaplarında yine gidilecek gibi ve işler daha karışık belli ama bu sefer daha çok evrene gitsin, o kısımlar gerçekten çok güzeldi.
Çok fazla spoiler oluyor diye kısa keseceğim yorumu ama bazı noktalara hayran kaldım.
Tahmin edilebilir yerler oldu, burada yazar biraz daha gizemli yazsaydı çok daha güzel olurdu ama olsun yine de sevdim. :)

Her ne kadar detaylı yazmasam da kitabı beğendiğimi söyleyebilirim. Bir puan kırdım, o da evren mevzusunu daha açıklayıcı şekilde yazabilirdi yazar. Geri dönüp okusam daha iyi anlarım şimdi am ailk okumamda anlamam daha iyi olurdu, o kısımda bırakma ihtimalini yazar düşünmeliydi. :(
Unutmadan devam etmek istiyorum seriye inşallah ama ne zaman okurum Allah kerim. :)
Eee yorumumdan sonra da okuyun bence, bu tarz konuları sevenler bayılacak.:)



Kitaba Puanım 5/4^^



Alıntılar^^


Bunu atlatmak için bel bağladığım insan, bel bağlayabileceğimden emin olabileceğim biri değildi.


*****


Bütün güzel anıların can acıtan şeylere dönüşmesinden nefret ediyordum ama acıya ihtiyacım vardı.


*****


"Seni her biçimde, her dünyada, her geçmişle severdim. Bundan hiç şüphen olmasın."






Diğer yazılarımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^



Buralarda da varım^^




12 Mart 2022 Cumartesi

Sonsuz Gökyüzünün Altında//Veronica Rossi Kitap Yorumu^^

 Selamlar^^
Şu an bununla beraber yayımlanacak dört kitap yorumum var, buna gelene kadar diğerlerini yayımlarım inşallah ama şu an hepsi beklemede.
Ayçöreğinin hezimetinden sonra uzun zamandır distopya okumuyorum deyip buna başladım, sonra tekrardan romantik bir kitap istedi canım ama bunu da okumaya devam ettim. Kitabı okurken baya beklentiyi yüksek tuttum, sonra Kitap Turkusu'ndan B.ablam ben sevemedim deyince okurken bi düştü motivasyonum yine de devam ettim ve bitirdim. 


Ölmenin milyonlarca, yaşamaninsa tek bir yolu var Tehlike dolu bir dünyada siradişi bir ittifak Dünyalarin ayirdiği ancak kaderin birleştirdiği bir aşk
Aria bütün yaşamını Hayal'in korunaklı kubbesi altında geçirmiştir. Genç kadının bütün dünyası bu izole şehrin duvarlarıyla sınırlıdır. Ona Dışarı'da soluduğu havanın bile ölümcül olduğu öğretildiğinden Hayal'in kapılarının ardında neler uzandığını tahmin dahi etmemiştir. Annesi kaybolunca onu bulmak için Dışarı'daki çorak araziye çıkmak zorunda kalır ancak hayatta kalmanın çok zor olacağının bilincindedir.
Dışarı'dayken Perry adında bir Yabancı'yla tanışır. Bu yabani adam da birini aramaktadır ve Aria'nın hayatta kalabilmek için tek şansıdır. İki genç, aradıkları sorulara cevap bulabilmek için birbirlerine umut ışığı olacak ve sıradışı birliktelikleri Sonsuz Gökyüzünün Altında yaşayan insanların kaderini belirleyecek bir bağa dönüşecektir…


Aria Hayal dünyasında rahatlıkla yaşarken çalışan annesinden bir süre haber alamaz, konuyla ilgili bilgi alabileceği birinden yardım alacakken hayatı mahvolur. Bir anda kendini dışarda, vahşilerin arasından bulur.
Aria'nın yerinde olmak istemezdim. Düşünsenize dışarısı sizi yavaş yavaş öldürür diyorlar ve bir anda kendinizi savunmasız dışarıda buluyorsunuz. Aria gerçekten güçlü bir karakterdi, hem annesini, hem de Akıllıgöz'e kaydettikleri şeyleri delil olarak kullanması için onları bulmak zorunda kalır. Lakin bunları yapmak içinde yardıma ihtiyacı vardır.
Bu arada Akıllıgöz'de şöyle, akıllı telefonlar gibi bir tıkla istediğimiz yere gidebiliyoruz ya da izleyebiliyoruz. Yazar burada ileri gitmiş ve gözü taktığı zaman istediğin yerde, istediğin şekilde olabileceğini göstermiş. Size bir şey diyeyim mi, bunu yaparlar. :D Mesela operaya gidecekler akıllıgöze talimat veriyor ve hop oradasın, hem de sanal bir beden olarak. :O
Bence çok iyi :D


Perry(Ben okurken hep peri dedim asdfghjkl)
Hayal'in dışında, sürekli hareket eden Eter'le yaşamaya çalışan Perry abisiyle beraber halkını, kabilesini kurtarmak ister. Eter şiddetlendiği zaman her yeri yakıp geçtiği için zamanları azdır ve yemek bulmada da zorluk çekerler.
Perry uzaklarda yaşam söylentileri duymaktadır ve onun peşinden gitmek ister ama abisi izin vermez. Bunun yanında da kabilesinin başına geçmek için her şeyi göze almaktadır.
Aria'nın vahşi dediği insanlardan biri olan Perry kendisi yüzünden meydana gelen olayları düzeltmek için Aria'ya ihtiyaç duyar. Ondan sonra takım olarak ilerleyen Aria ve Perry'nin başına bir sürü şey gelecektir.
Perry'yi de Aria gibi sevdim, ırk olarak bazı özel güçlerinin olması ise kitaba güzel bir hava katmış.


Bunların dışında Roar vardı, ben de huy olmuş boş rol hariç herkesten şüpheleniyorum. Roar'da onlardan biriydi ve aşırı sevdim. Liv var birde, hiç görmediğimiz ama adının sıkça geçtiği karakter. İkinci kitapta okumak dileğiyle. ;)
Roar aşırı tatlıydı, Aria gibi Perry'den çok sevmiş olabilirim. Zaten çatlak karakterler her zaman ilgimi çeker. :D
Cinder, onun ne olduğunu ya ikinci kitapta ya da sonra kitapta öğreneceğiz.
Ama diğer karakterlere göre en merak ettiğim karakterde o, hatta kitapta ki karakterler de Cinder'ı çok merak ediyorlar.
Marroh vardı bir de, yani kitapta yok yok. :D Böyle kitabın seyrini değiştiren karakterleri seviyorum, Marrıh'da onlardan biriydi. Yaşadığı yer çok ilginçti ve iyiydi ama Eter'in ne yapacağını kimse bilemez. Devam kitaplarında onlara ne olacak okuyup göreceğiz. :)

Genel bir yorum yapacak olursam yazarın kalemi akıcıydı, başta yazdığı Hayal ve diğer bilmediğimiz şeyleri anlamam zaman aldı. Daha açıklayıcı şekilde giriş yapsaydı ilk başlarda bocalamazdım. Düşünün zaman sonra anlayabildim Hayal nasıl bir yer falan. Tabii yine anlamadığım bir kaç yer oldu, belki çeviride sıkıntı vardı ya da benim beynim yandı. :D Kitabı oturup okuduğunuz zaman bir oturuşta 50 sayfa okuyorsunuz. Dün gece(kitabı bitirdiğim gece) 180 sayfa okudum ve hiç sıkılmadım, bunu da belirtmek isterim. Normalde sıkılır, yeter bitsin derim ama okumaya devam ederken sayfayı bi çevirdim bomboş, meğer son sayfayı okuyormuşum. :D
Kitabı cidden sevdim, çok ahım şahım bir şey olmadı benim için ama karakterlerin ilginç olması, olayların bazısının sonuca bağlanması, çiftin yavaş yavaş yakınlaşması falan hepsi kitabı güzel yapan taraflardı. Kitapta geçen uzun yolculuk biraz sıktı beni, yani olaysız değildi ama yine mi yürüyecekler, gelmediler mi daha dedim. İkinci kitapta da baya yürüyecekler gibi ama neler olacak, ne bulacaklar bilemiyorum ve aradıkları şeyi ikinci kitapta bulurlarsa çok sevineceğim. :)

Bu tarz distopya serileri seviyorsanız şu an Kitap Yurdu'nda ilk iki kitap 20₺. Okuması akıcı, merak edilesi kitaplardan biriydi. Eğer okursanız ya da okuduysanız yorumunuzu esirgemeyin, sizin düşüncelerinizi de merak ettim. :)



Kitaba Puanım 5/4^^



Alıntılar^^


"Asla, Köstebek. Eter asla kaybolmaz."
Kız yukarı baktı. "Aslalarla dolu bir göğün altında aslalarla dolu bir dünya."


*****


"Nefret etmiyor musun yani?" diye sordu bir süre sonra Aria'ya.
"Kısmen...Vahşi olmaktan?"
"Beni hayatta tutan şeyden nasıl nefret edebilirim?"





Bir yorum daha biter, yorumları yazıp en sona alıntılar kalıyor, onları da ekleyip bitiriyorum. En azından unutmuyorum yorumumu, bu da bir şey. :D
Başka yorumlarımda görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın^^

Buralarda da varım^^


17 Aralık 2021 Cuma

Ötediyar//Tahereh Mafi Kitap Yorumu^^

 Merhabalar^^
Çok fazla işlerle uğraştığım için buraya vaktimi çok az harcıyorum, her elime aldığımda haftanın iki gümünü bloga ayıracağım diyorum ama olmuyor olmuyooooor :D Sizlerde durumlar nasıl?
Bu yazımız da yine kitap yorumu var, artık yeni içerikler yayımlasam iyi olur, kısırdöngü gibi hep aynı yazılar oluyor. Yapcaz bir şeyler artık. <3
Yazarın kalemiyle ilk defa tanıştım, Bana Dokunma serisiyle mi tanışsaydım dedim çünkü çok çok farklı bir kitaptı. Fantastik değildi, distopya diyebilir miyiz bilemiyorum. Okuyanlar ne düşünüyor acaba?
Bunların yanı sıra çok güzeldi, az biraz genç-çocuk kitabı da diyebiliriz. Tabii yaş sınırlaması olmalı. Bunlara takılmadan konumuza gelelim, sonra detaylara bakarız.


Renk ve sihirle dolup taşan bir dünyada Alice’in soluk teni ve süt beyazı saçları dışlanmasına sebep oluyordu çünkü Ferenorman’ın sakinleri için renk ve sihir aynı şeydi. Alice için ise önemli “olan” üç şey vardı: kızı ortadan kaybolsa umursamayacak olan annesi, sahip olmadığı renk ve sihir, bir de kızını daima sevmiş olan babası. Fakat babası yanına bir cetvel dışında hiçbir şey almadan ortadan kaybolalı üç sene olmuştu ve Alice onu bulmakta ve sihirli güçlerinin varlığını kanıtlamakta kararlıydı. Ne yazık ki bu hiç de kolay olmayacaktı. Bunları başarmak için efsanevi ve tehlikeli Ötediyar’a gitmesi gerekiyordu. Ancak orada hiçbir şey göründüğü gibi değildi ve Alice eve dönüş yolunu bir daha hiç bulamayabilirdi...

Kitabımızın dünyası renk ve sihirden ibaret. Kitaptaki insanların hepsi hem sihire hem de renk konusunda farklılar ama Alice öyle değil, Ferenorman'da herkes ona bakmaktadır çünkü rengi soluktur ve hayatını çok zorlaştırır. Bunların yanı sıra babası da yıllar önce kaybolur ve geri gelmesini beklemektedir. Annesi ve küçük ikiz kardeşleriyle de bir aile olamayan Alice on iki yaşına geldiği için yeteneğini gösterip görevini almak ister ama işler sandığı gibi gitmez.
    Bu sırada okul hayatını karartan Oliver sürekli peşindedir ve ondan imkansız bir şey ister ama Alice Oliver'a güvenemez ta kii başına gelenlerden sonra.


Karakter olarak yarıya kadar pek bir şey anlayamıyoruz, sonradan kimin ne olduğunu, neler yaptığını anlıyoruz. Bu tarz sır küpü kitaplar heyecanlı oluyor evet ama okuyucu olarak yarıdan sonra bazı şeyleri anlamamız aşırı sıkıcı. Ve yazarda sağ olsun böyle kendi için mi yazmış anlamadım ki, gerçekten okurken bazı yerlerde çok zorlandım.
Alice kafasına buyruk, annesinden korksa da kafası estiği işi yapan biri. Oliver ise hayatın amacına göre yaşayan biri ve zorluk falan bilmez. Alice'in yaşadıklarını gördükten sonra kendi hayatı içinde çok düşünecektir.

Kitapta farklı bir dünya varsa bence az da olsa başında o dünyadan bahsetmeli. Zamanla yazar anlatıyor zaten ama başka anlatması daha mı iyi olur diye düşünmüyor değilim. Burada yazar bize hikaye anlatıyormuş gibi yazmış, o yüzden genç veya çocuklar için güzel olabilir diye düşünüyordum. 
Bunun yanı sıra anlatılan dünya gözümüzde canlandığı zaman bence çok güzeldi, tabii bu sadece Ferenorman için geçerli, Ötediyar bizden uzak dursun. Ama var ya bu kitabın filmi olsa çok izlenir diyeyim size. O renkli ve maceralı dünya herkesin ilgisini çeker. Kitap olarakta gerçekten güzeldi ama o renkleri perdeler de, televizyonda görmek güzel olabilirdi.
Sonu hakkında bir kaç diyeceğim var, biraz hızlı oldu gibime geldi. Okuyanlar ne düşünüyor?
Tabii Alice hakkında çıkan gerçeklere çok şaşırdım, bunu beklemiyordum am büyüleyiciydi. İkinci kitabı var ama bu kitaptan bağımsız diyorlar, konusunu okuyunca Alice ve Oliver var ama konu çok farlı. Alır mıyım bilmiyorum, bu seriyi devam ettireceğime Bana Dokunma serisini tamamlarım diye düşünüyorum. Kötü müydü hayır ama yazarın o serisinin daha çok merak etmeye başladım.



Genel olarak sevdim lakin uzun süre elimde kalması beni üzdü. Şu an hedefime az kaldı ve o sırada bir iki kitap daha okuyabilirdim. Bölümler kısa, bir günde oturup bitirebilirsiniz ama artık o bir günde kitap bitirmeler hayal oldu, anca 20-30 sayfalı kitapları bitirebiliyorum bir günde.
İkizde okusun bakalım ne yapacağız. ;)



Kitaba Puanım 5/4^^




Alıntılar^^


Keder, Alice'in küçük vücudunda taşımayı yavaş yavaş öğrendiği ağır bir şeydi.


*****
 

Hangisinin daha çok ağladığından emin değildi: Kendisi mi, gökyüzü mü?


*****

"Sevgili Alice," dedi babası, ona uzanarak. "Neden bize benzemen gereksin ki? Neden değişmesi gereken sen olasın? Bizim görüşümüzü değiştir; olduğun kişiyi değil."


*****


"Ancak bilebilecek zihinlerimiz olduğu sürece, bilmemek sadece geçicidir..."





Başka yorumlarda görüşmek dileğiyle^^
Sevgiyle Kalın^^










22 Mart 2021 Pazartesi

Ateş Düşüyor//Elise Kova Kitap Yorumu^^

 Merhaba^^
Hız kesmeden Aşkın Fransızcası yorumumdan sonran buraya geldim, hazır yeni bitirdim kitabın hissiyatı geçmeden yorum yapayım diyorum. Bundan sonra bir deftere yazıp sonra buraya mı yazsam diye de düşünmüyor değilim. Bilemiyorum, her an bilgisayarı elime alamam ama kalem ve defter hemen elimin altında, bakalım. :D
Şu an 12.kitabımı okuyorum. Yılın üçüncü ayına güzel giriş yaptık bence, umarım 55 kitap hedefimi tamamlarım bu sene. :D Siz neler okuyorsunuz?
Kitabıma gelecek olursam, çok sevilen Hava Uyanıyor serisinin ikinci kitabı arayı fazla açmadan okudum, arayı fazla açmadan okudum diyorum ama yine de unutmuşum bazı yerleri inanır mısınız. Ama kitabı okudukça aklıma geldi tabii, sadece çok tatlı yerleri unutmak biraz kötü oldu ne yalan.
Seriyi şu anlık gerçekten çok sevdim, şu anlık diyorum çünkü daha var 3 kitap, ne olacağı belli mi olur. Zaten yazar ilk dakikada, yani ikinci kitapta bize çok güzel! bir sürpriz yaptı ama bakalım devamından ne olacak, ikizin güzel bir teorisi var, olur mu olur. :D
Yorumda birinci kitap hakkında çok bahsedeceğim şeyler olacağı için seriyi okumayanları buradan sonrasına almayalım. :D Spoiler olur bence. ;) Ama ilk kitabı merak ettim derseniz Hava Uyanıyor yorumum Burada!


Vhalla, Solaris İmparatorluğu’nun bir malı olarak savaşa yürüyordu. İmparator ondan zafer getirmesini, Senato ölmesini bekliyordu; Vhalla’nın ise bildiği tek şey hayatında göreceği en büyük savaşa yürüdüğüydü. Geçmişinin hayaletleriyle uğraşırken, ortaya çıkan yeni zorluklar son direncini de kırmakla tehdit ediyordu. Vhalla insanlığını koruyabilecek miydi? Yoksa gerçek anlamda İmparatorun kuklası mı olacaktı?

15 Mart 2021 Pazartesi

Altın Oğul//Pierce Brown Kitap Yorumu^^

 Merhaba^^
Dizi ve film yorumlarım şöyle dursun ben unutmadan kitap yorumlarımı yazayım. :D Onların da sırası gelecek inşAllah. :D Kitabım çok sevilen Kızıl Yükseliş serisinin ikinci kitabı. İlk kitabı geçen sene bu zamanlarda ya da daha geç bir zamanda okumuştum. Hayran kalmıştım hem yazarın zekasına hem konuya ama gelin görün ki bu kitap tam tersi oldu, hiç ilk kitap gibi değildi. Kızıl Yükseliş yorumu için Tık Tık!
Birinci kitap aynı Açlık Oyunları gibiydi hatta ondan da daha iyiydi ama gelin görün ki ikinci kitap gezegenler arası mevki savaşına döndü.


Altın yüzlerden oluşan bir denizde sürükleniyorum. Burada sadece güçlü olan hayatta kalabilir. Sadece akıllı olan yönetebilir. Hâlâ oyun oynuyorum ama bu, oyunların en ölümcülü. Ben yüzyıllardır köleleştirilen halkımın kılıcıyım. Bağışlamayacağım. Ve unutmayacağım.
Mars Enstitüsü'ndeki amansız rekabetten zaferle çıkan Darrow, namı diğer Azrail, yönetici seçkinler arasında saygın bir konuma yükselmiş, en zalim ve zeki Altınlara; Eşsiz Yaralılara katılmıştır. Ancak Darrow onlardan biri değildir: Geleceğin yalanlar üzerine kurulu olduğu, trajediyle dolu, unutamayacağı ve affedemeyeceği bir geçmişi vardır.
Sistemi içeriden yıkma hedefine ulaşmak için herhangi bir Altın değil; en iyi, en güçlü, en zeki, en vazgeçilmez Altın olmalıdır. Halkını aydınlığa çıkarmasının başka yolu yoktur ancak bu yol boyunca attığı her adım, Darrow'un kendi gölgesini biraz daha karartacaktır.

27 Aralık 2020 Pazar

Hava Uyanıyor//Elise Kova Kitap Yorumu^^

 Selam^^
Bu aralar her şeyi boş verdim, daha doğrusu her şeyden kastım örgüyü. Şu anlık örgü için tükenmişlik sendromu çekiyorum, satış yaptığımızı biliyorsunuzdur, sipariş olmayınca canım hiç örgü örmke istemiyor. Bez çanta işlemesi yapıp, dikimini yaptım, yeni kumaşa kılıf işleyip diktim, bir kaç gündürde boş takılıyorum el işi konusunda yoksa üç gündür blogla ilgileniyorum. :) Bu da güzel bir şey, kendimi çok sıkmadan dönüş yapmak istiyorum örgüye, ya sipariş olur ya da canım nasıl bir şey isterse artık. :)
Gelelim yoruma, Hava Uyanıyor serisi son zamanlara büyük indirimleri görünce okurların çoğu aldı, bizde hediye olarak birinci kitap vardı ama devamı yoktu, okumamıştık da. Şu an ki fiyatına göre bile uygun olan bir fiyatla bizim oldu seri, arkadaşlar kapaklar harikaaaa <3
İkiz okuduktan sonra ben de fazla arayı açmadan okudum ve bayıldımm. Ben okuduğum zamanda ikiz ikinci kitabı okuyordu ve bana dedi ki ikinci de çok iyi. Ay ben nasıl dayanacağım şimdi. Art arda seri okumak hiç hoşuma gitmiyor, o yüzden araya bir kaç kitap alacağım artık. Şu an bu kitaptan sonra ikinci kitabımı okuyorum, bakalım ne zaman okurum. :)



Solaris İmparatorluğu, başkenti birleştirmeye bir zafer uzağındaydı ve nadir görülen büyüsel bir yakınlığın sahibi, on yedi yaşındaki kütüphaneci çırağı Vhalla Yarl savaşın seyrini değiştirebilirdi.
Vhalla, Büyücüler Kulesi'ndeki gizemli büyü topluluğundan uzak durması gerektiğini bilerek büyümüştü ve kitapların sessiz dünyasında oldukça mutluydu. Ancak farkına varmadan, gelmiş geçmiş en büyük büyücülerden biri olan Prens Aldrik'in hayatını kurtardıktan sonra, yavaş yavaş onun dünyasına doğru çekildiğini hissediyordu. Şimdi önünde vermesi gereken zor bir karar vardı: Ya büyüsünü kabul edip bildiği hayatı terk edecek ya da büyücülükten defedilip eski haline dönecekti. Gölgelerde dolanan kudretli güçlerle birlikte, Vhalla'nın kararsızlığı ona sandığından çok daha fazlasına mal olacaktı.

İlk olarak diyeceğim şu ki kitabımız ergen fantastik kitaplar gibi değil, niye bunu özellikle yazdım diye sorarsanız artık ergen tarzı fantastik okumak istemeyen çok okur var.
Karakterlere bakacak olursam, Vhalla kendi halinde, sarayda kütüphane çırağı olarak çalışıp, yaşamaktadır. Savaşın devam ettiğini ve çok yoğun şekilde yağan yağmurlu bir gece de prensin yaralandığını duymuştur. Bütün kütüphane çırakları iş başına düşüp prens için şifalar bulmaya başlarlar.
Vhalla kendini o kadar kaptırır ki etrafta herkesin işinin bittiğini anlayamaz, ama o sıra başında birinin durduğunu görür. Büyü cübbesi giyen adamdan korkan Vhalla daha ne olduğunu anlamadan adamın dedikleriyle şok olur.
O dakikadan sonra büyücü olduğunu bilen ama buna inanmayan Vhalla ile karşılaşıyoruz. Vhalla'yı bu kısımda anladım, büyücülük için çok olumlu konuşulmadığı bir yerde büyücü olduğunu öğrenmesi onu şaşırttı ama kendiside acayip zeki biri, ne yaptı etti izni kopardı çünkü Vhalla'ın gücü yıllardır gözükmeyen ve var olan kişileri de öldürülmesi gereken büyülerden.

7 Aralık 2019 Cumartesi

Kızıl Yükseliş//Pierce Brown Kitap Yorumu^^

   Herkese merhaba^^
Yine kitap yorumu ile geldim ama bu sefer kitap harikaydı. Yıllar önce çıkıp halen daha etkisini gösteren Kızıl Yükseliş serisinin ilk kitabını okudum. My Twin okurken sürekli oku bak çok güzel demişti ama kısmet bugüneymiş. Şu an dört kitabı çıktı, devam eder mi bilmiyorum, araştırmak lazım. Biz de ise üç kitabı mevcut, o yüzden arayı fazla açmadan okumam lazım. Uzun zamandır böyle güzel distopya okumamıştım, yazarın zekası, okuru şaşırtmasını sevdim.

Ben dünyaları ateşe verecek kıvılcımım. Ben zincirleri kıracak çekicim. Ben halkımın ve esaret içinde yaşayan herkesin umuduyum. Çünkü biliyorum ki insan kendini köleleştiren adaletsizlikle özgürleşemez. Gelecekte, renk kodlarına göre sınıflara ayrılmış Toplum'un en alt sınıfını Kızıllar oluşturmaktadır. Diğer bütün Kızıllar gibi Darrow da, Mars'ı yeni nesiller için yaşanılır bir gezegen haline getirdikleri inancıyla günlerini madenlerde çalışarak geçirmektedir. Üstelik bunu severek ve isteyerek yapmakta, kanı ve teriyle çocuklarına daha iyi bir dünya bırakacağına inanmaktadır.
Ancak Kızıllar kandırılmıştır. Darrow, halkının yozlaşmış yönetici sınıfın kölesinden başka bir şey olmadığını keşfettiğinde adalet özlemi ve kaybettiği aşkının anısıyla hırslanır. İnsanlığın yeni nesil Altın hükümdarlarının güç için mücadele ettiği efsanevi Enstitü'ye sızmak için her şeyden vazgeçer. Hayatı ve medeniyetin geleceği pahasına en başarılı ve en vahşi Altınlarla rekabet etmek zorunda kalacak olan Darrow'un düşmanlarını yenmek için artık yapmayacağı şey yoktur… Bu, onlardan birine dönüşmek anlamına gelse bile.


Dünya bitmiş, artık insanlar gezegenlerde yaşamaya başlamıştır. Burada her şey faklıdır ve sınıflar renk renk ayırt edilmiştir. Altınlar en üst kademeyi gösterirken kızıllar en alt kademeyi temsil etmektedir. Altınlar ülkeyi yönetmekle, kızıllar ise gezegenlerinin ayakta kalması için madenlerde çalışmaktedır. Yukarı hayattan ve diğer renklerden bihaber olan Kızıllar ve Darrow ailesi ile mutludur ta kii canından çok sevdiği eşi Eo ölene kadar. Bu saatten sonra hayatı değişen Darrow Eo, ailesi ve halkı için bütün tehlikelere atılır. Ve konu böylece başlar.

Her distopyada olduğu gibi burada da baş karakterin hiçbir şeyden haberi yoktur. Yani başta olan insanların aşağı kademede olanlara yaptıklarından.  Olanlar oluyor ve her şey bir kaç bölüm sonra değişiyor. O süreç, değişim, eğitim, sınavlar vs. çok iyi kurgulanmıştı. Darrow'un daha iyi yetiştirilmiş, kaslı, sağlıklı beslenmiş gibi yetiştirmeleri çok zamanlarını aldı ve yazarın her ayrıntıyı yazması sıkmadığı gibi, iyi ki baştan savma yapmamış dedirtti.


Kitabı ilk My Twin okudu ve hakkında çok kez konuştu, o konuşmadan yola çıkarak çok farklı bir gidişat bekliyordum ama olaylar bir anda Açlık oyunlarına döndü. Bunu ne Darrow ne de ben bekliyordum. Bir anda, bir kaç sınavla üst kademeye çıkacak sandım ama olay çok çok farklıymış. Bence Açlık oyunları fazla dram ve üzüntü barındırıp insanların kalbini fethetse de benim oyum bu kitaptan yana olurdu. Tamam orada aksiyon daha bol ama buradaki strateji daha güzel ve şok ediciydi. O yüzden yazara hayran kaldım. Belki de distopya yazan yazarlar arasında en iyisi diyebilirim. Tabii ki durağan yerleri oldu, az biraz ee hadi ne böyle ayları mı bekleyeceğiz dediğim zamanlar oldu ama beklemenin ödülünü aldım. Strateji ne kadar iyiyse sonda beni şok etti. Amanın dedim, yok canım dedim. Okuyanlar anladı beni. :D 



İkinci kitabı çok merak ediyorum, bu kitapta beklediğim olaylar ikinci kitapta gerçekleşiyormuş. Yani üst kademe olayları falan, daha sakin. Başka ne yazayım bilemiyorum, etkisin altına alan, bir çırpıda bitebilen bir kitap. Kalın olduğuna bakmayı baya hızlı ilerliyor.
Distopya severler kesin okumuştur, kimse benim gibi beklemez ama okumamış olanlar varsa kesin okusun. Bu zamana kadar ne okumuşuz biz diyorsunuz. Yok böyle zeka, ya da biz az okuduk. :D



Kitaba Puanım 5/5^^




Alıntılar^^


Ben böyle biri değildim; olmak istemiyordum. Ben bir baba, bir koca, bir dansçı olmak istemiştim. Bırakın toprağı kazayım. Halkımın şarkılarını söyleyeyim, sıçrayıp döneyim, duvarlarda koşayım. Yasak şarkıyı asla söylemezdim. Çalışırdım. Boyun eğerdim. Ben sadece ailemle beraber yaşamak istemiştim. Yeterince mutluyduk.
Özgürlüğün bedeli çok ağırdı.


*****


Bir kurt sürüsünün içinde kurt postuna bürünmüş bir koyundum.



*****


Biteceğini sanmıştım ama her yara iyileşmiyor. Her günah affedilmiyor.






Böylece bir yazı daha biter, bol kitaplı günler^^
Sevgiyle kalın^^





Buralarda da varım^^


2 Mayıs 2019 Perşembe

Piyon//Aimee Carter Kitap Yorumu^^

Selamlar^^
Yeni kitap yorumuma başladım. Kitabı okuyalı bir aydan fazla olmuştur, zaman bulamıyorum ne yazık ki o yüzden şu an yine telefonda yazıp taslağa aktaracağım. Seriyi almak, başlamak aklımda yoktu, kapakları ilgimi çekiyordu ama. Ukitap'ta takas olunca da kitaba ben de sahip oldum. Seri yok ama devam ederim gibime geliyor.

VII olabilirsin. Eğer her şeyden vazgeçersen...
Kitty Doe için bu seçim kolay görünüyordu. Hayatını ya bir III olarak sefalet içinde geçirecek ve sevdiği insanları terk etmek zorunda kalacak ya da VII olarak ülkenin en nüfuzlu ailesine katılacaktı.
Eğer Kitty evet derse, ameliyatla başbakanın yeğeni olan, sır dolu bir ölümle hayata gözlerini yuman Lila Hart’a dönüşecek ve Hart ailesinin bir ferdi olarak ünlenip hayatına belki de ilk kez bir mana katacaktı.
Bu işin tek bir şartı vardı: Kitty Doe’nun Lila’nın gizlice başlattığı ve onu ölüme sürükleyen isyanı durdurması gerekiyordu. 
Gelgelelim Kitty de bu isyanın bir destekçisiydi. Aldığı tehditler, tuttuğu sırlar ve kendine ait olmayan bir hayatla Kitty’nin hangi yolu seçeceğine karar vermesi ve yeni anlamaya başladığı bu karmaşık oyunda, piyonun ötesine geçebilmeyi keşfetmesi sandığından da zor olacaktı. 


Konu çok iyi açıklanmış, kitabımız distopya olduğu için yüz değiştirme yöntemleri gelişmiş ve gerçek kişiyle arasında hiçbir fark olmayan estetikler yapılıyor. Seviye olarak ayrılmış toplumun başındaki kişiler insanları kandırmışlardır ve bunlar öğrenilmesin, isyan çıkmasın diye ülkece sevilen başbakanın yeğenini, öz dayısı öldürtür ve kimse anlamasın diye alt seviyede olan Kitty'yi tehditler ile kendi taraflarına çekip ölen yeğenlerinin yerine koyar, koyarlar. Konu böylece başlıyor.
Kitty karakteri çok ilginç bir karakterdi. İlk olarak anlamadığım şekilde okuma yazma bilmiyorum ama hatırlama olayında çok iyi. Bunun neden böyle olduğundan yazar bahsetmemiş, umuyorum ki seri devamından nedeni ortaya çıkar. Sonrasından cesur bir karakter olsa da hataları vardı, tabii ki yazarın hataları. Ortalık biraz karışsın, aksiyon bitmesin diye saçma yerlerde saçma olaylar çıkardı. Yine de sevdiğim bir kitap oldu. Diğer karakterlerde Knox'u sevdim ama nasıl bir karakter halen daha çözemedim. Yani iyi mi kötü mü? Bu yazarlara güven olmaz, bakmışız aslında ne kötü adam o vs. Yine de diğer kitaplarda görmek isterim. Sistemin kurbanı olan kız arkadaşını kaybeden Benjy'miz var bir de. Kitaba sonradan dahil oluşu çok garipti, kızın durumunu kimse bilmemesi gerek ama bir baktım ki bütün dünya öğrenmiş. :/ Yazar burada ne demek istiyor?



Yani kısacası güzel ama mantık hataları olan bir kitaptı, devamından neler olacak merak konusu. Umarım böylesi hatalar diğer kitaplarda olmaz. Çok distopya okuyan biri için konu güzel ama işleyiş biraz sıkıntılıydı. Üç kitaplık seri olduğu için devamında daha açılıp, güzel olacağına inancım tam.
Kitabı okumaya devam ettiğim zaman çok fazla sırlarda ortaya çıkmaya başladı, şaşırdığım yerler oldu. Ne yalan hiç tahmin etmediğim şeylerdi, şaşırmayı severim. :D
Bunların yanı sıra sonunda olan olaylar beni daha şaşırttı, Kitty'nin verdiği karar tehlikeli olacak gibi, okuyup göreceğiz.


Yazarın kalemi akıcıydı, bir oturuşta yüz sayfa okuyabilirsiniz, o derece akıcı. Seriyi tamamlamayı düşünüyorum bu arada. Zaten üç kitaplık seri olduğu için kısa zamanda toplanıp okunulabilir. Bu kitabı ciltli olarak U Kitaptan takas olarak aldım, devam kitabı da öyle alma niyetindeyim umarım bulurum. ;)
İlk kitap olarak hataları olmasına rağmen güzeldi, sıkmadı, o yüzden tavsiye ediyorum. İlk defa distopya okuyanlar içinde sıkıntı olacağını sanmıyorum, anlaşılır bir kitap. ;)



Kitaba puanım 5/4^^


Alıntılar^^


Hala kendim gibi hissediyordum. Hala kendim gibi düşünüyordum Vücuduma ne yaparlarsa yapsınlar, bunu elimden alamazlardı. Lila Hart gibi görünebilirdim ama hala Kitty Doe'ydum.




Alıntılar bu kadar, demek ki benim etkileyen bir tek bu satırlardı. :)





Bir başka yorumlarda görüşmek dileğiyle^^


Buralarda da varım^^

6 Şubat 2018 Salı

Kül ve Diken// Sarah Prineas Kitap Yorumu^^

Herkese Merhaba^^
 Yeni ve güzel bir kitap hakkında yorumda bulunacağım bugün. Kitap Yabancı Yayınlarının yeni Fantastik-Distopya türüne sahip kitabı, ilk olarak kapağı ile insanın kalbini fethediyor ama ondan önce konusu geliyor. Son zamanlarda yazarların masallardan ilham alıp, masallara uygun ama çok farklı bir şekilde yazması moda, Sarah Prineas'da masallardan ilham alarak bu kitabı yazmış. Şahsen ben çok beğendim. Ne bir eksiği ne bir fazlası vardı.

Karanlık Bir Hisar. Kayıp Bir Hafıza. Hizmet Etmekle Geçecek Bir Ömür…
Pin, sadece bir terzi olduğunu ve peri masallarına layık elbiseler yapmak için gece gündüz demeden çalıştığını biliyordu. Kaçmak isteyince kunduracı da onunla geldi. Ancak bir diken yüzünden, özgürlüğü fazla sürmedi. Analık tarafından yakalandı ve anılarını tekrar kaybetti.
Analık onu yeni bir masalın içine bırakmıştı. Yakışıklı prensin ve mutlu sonun da olduğu bir masala… Ancak kunduracı hâlâ onu aramaktaydı ve onun kendisini masalın içinde kaybetmemek için elinden geleni yapmaya hazırdı.
Zaten Pin de cam ayakkabılar yerine bir kılıcı ve kendi mutlu sonunu bulmayı tercih ediyordu. Herkesi Analık’ın zalim hükümdarlığından kurtarmaya kararlıydı. Kunduracı’yla beraber kendi kaderlerini çizmek için zorlu bir mücadeleye atılacaktı. Fakat Masal’ın onlar için başka planları vardı…


Konumuz böyle.
Her masalda olan cadı, üvey anne ve Kötü kraliçe bu kitapta yerini Analık'a bırakmış. İsim gerçekten ilginç ama kitabı okuyunca ismin konuya tam olarak uyduğunu görüyor okur. Kitabımızın kahramanları Pin ve Shoe. Her ikisi de Analık'ın gazamına uğramıştır ama Pin'in elinde çok önemli olduğunu anladığı yüksüğü ve içindeki bu hükmetmeye karşı isyan çıkarma istediği kaleden kaçmalarına olanak sağlayacaktır. Kendini diğer kölelerden farklı gören Pin bir kaç köleden ve en önemlisi Shoe'dan desten aldıktan sonra hazırlık yapmaya başlar, konuda da olduğu gibi çiftimiz bir şekilde kaçıyor -ki burası acayip heyecanlıydı- ama olaylar bu zamandan sonra başlıyor. Kısacası Masal konusuna uyumlu olmayan çiftimiz Analık'a karşı gelmeyi ve köleleri özgür bırakmaya çalışacaktır. Pin ve Shoe karakterini gerçekten sevdim. Pin'in azmi, Shoe'nun vazgeçmemesi olayları çok farklı bir boyuta getirmiş. 
Masal konusu ise bildiğimiz külkedisi masalını içeriyor. Masal hakkında detay vermeye gerek yok, hepimiz biliyoruz ama kitapta geçen masalımsı olay inanılmaz sürekleyici.
Diğer karakterlerden Prens Corn ve Shoe'a yardım eden kunduracı ve karısını çok sevdim. İkinci kitapta olur mu bilmem ama onlarında değişen hayatlarına göz atmak isterim. 


Kitabın başlangıcı çok değişikti ama daha ilk sayfada insanı kendine çekiyor. Başlangıç sanki bu devam kitapmış edasıyla başlasa da devamında yavaş yavaş olanları öğreniyoruz. Belki okumaya başlayanlar başlarda bocalama yaşayabilir ama bırakmadan devam edin derim.
En çok ilgimi çeken Avcı, izci vb. oldu. Çünkü yazar avcıyı, izcileri ve fare avcısını hem insan hem hayvan niteliğinden yazmış. Yani Analık fareyi alıyor ve fare izi sürebilecek, konuşan bir insana çeviriyor. Aynı Külkedisinde olan Balkabağı, fareler vs. vs. gibi. Şunu anlıyoruz ki yazar masalın her bir detayından yararlanmış. Kitabımızı hem Pin hem de Shoe tarafından okuyoruz aman Pin'i tekil şahıstan okurken Shoe'yu üçüncü tekil şahısta okuduk. Böyle olması bazen kafamı karıştırdı. Yeni bölüme geçerken bir sayfa bittikten sonra anca Shoe'ya geçtiğinm anlıyordum. :P


Yazarın kalemini sevdim, içeriği gerçekten çok güzel yazmış. Genel anlamda da gerçekten güzel ve ikinci kitabı çok merak ediyorum. Kitabın, başta da dediğim gibi ne bir eksiği ne bir fazlasını var. Elimde uzun süreli durmasından kaynaklı bir duraksama oldu ama yine de güzeldi. Sadece yazarın Pin'in ikinci hayatında, yani külkedisi olduğu zaman bu kadar inat yazması gözüme battı. Ve bazı yerlerde, bazı olaylar çok çabuk oldu bittiye geldi. Bunları daha heyecanlı yazabilirmiş. Yine de, bu kadar kusur olabilir deyip konuyu kapatıyorum.

Masal, fantastik ve distopya karışımı bir şey okumak isteyenlere kesinlikle tavsiye ediyorum. Akıcı, sizi daha ilk sayfada içine çeken(Kişiye göre değişir. ;) ) ve merak ettiren bu kitabı okuyun derim. Bu tarza yeni başlayacak olanlar için öncelik olmayabilir ama sevenler gönül rahatlığıyla başlayabilir. :)


Seri bilgisi^^



Serimiz şimdilik iki kitaptan oluşuyor. İkinci kitap 2016'da çıkmış. Belki 2 kitaptan oluşur, bunu bilemiyoruz. Yine de belli olmaz devam gelebilir de. :)
Kapaklar ise harika, bizimki de güzel ama ben orijinal kapağı tercih ederim. ^_^





Kitaba puanım 5/4^^


Alıntılar^^

Yeşil. Gözleri yeşildi. Nasıl oldu da daha önce fark edememiştim bunu? Gözleri, Analık'ın hisarının çirkin, gri duvarlarının dışında gerçekten bir şey olduğunu vaat ediyordu: Bir ormanın yeşilliğini, kurtuluşu.



*****


Halat, ipek balo elbiselerinden kalan artık parçalardan yapılmıştı ve örümcek ipeği kadar sağlam bir iple dikilmişti. Benim arzumsa bu halattan da güçlüydü.



*****

Güzel bir ayakkabıydı bu. İyi yapılmıştı ve ayağıma tam uyuyordu.
Ne var ki bir ayakkabı teki beni kurtaramazdı.



*****


sadece bir kunduracıydı ama aynı zamanda bundan çok daha fazlasıydı. Her şeydi o.



*****


... çok iyi biliyorum ki kendi seçimlerini yaptığın gerçek bir hayatın içinde yaşamak, bazı açılardan masalın içinde yaşamaktan daha zordu.





Bir yorumun daha sonuna geldik, başka yazılarda görüşmek dileğiyle.^^



 Buralarda da varım^^